UZUN ZAMAN SONRA..

Bayadır yazamıyorum hem anlattığım olay sebebi ile hem de iş bulma telaşı sebebiyle. Anlattığım olay kötü bitti keşke medeni bir şekilde bite bilseydi ama olmadı elimden geleni yaptım uğraştım ama bazen ne kadar çaba sarf edersen et durduramıyorsun önüne geçemiyorsun olayların. Aradan 1,5 ay geçti memleketine döndü düşünüyorum kendi kendime özlüyor musun, pişman mısın? Diye ama iyi hissediyorum kendimi tamam her şey mükemmel değil ama idare edebiliyorum. Bir yerde bir yazı okudum ve sanki düşüncelerimin tercümanı gibi şöyle yazıyordu.” Herkes kendini vazgeçilmez sanıyor. Hani damlaya damlaya göl olur denir ya sevgili hayatı da sevgide öyledir. Senin gözünün görmediği ama yaptığın hatalar karşı tarafta yavaş yavaş birikir ve biter her şey belki bir umut değişir diye bekler ve en son çare ayrılır. Sonra başkasında mutlu olunca aldatıyor oluyor. Unutmayın vazgeçmeyi bilen her zaman kazanır.” Yazmış gerçekten öyle benim hayatımda ayrıldıktan sonra mutlu eden biri yok şuan ama memnunum halimden. Galiba biraz oturup tüm çerçeveye uzaktan bakmak lazım.

Reklamlar

Senden Kıymetlisi YOK!!

Şuanda bulunduğum konumdan bahsetmek ve yardım almak istiyorum. 22 yaşındayım 3,5 yıllık ilişkimi bitirdim geçen perşembe neden diyeceksiniz galiba ben çok yoruldum ve bunaldım. Belki hayatımın en kötü en pişman olacağım kararımı verdim bilmiyorum ama içimden bir ses kararından vazgeçme eğer vazgeçersen kendinden de vazgeçersin diyor. Hayatta bu kadar zor bi karar vermek zorunda kalmamıştım hiç ilk oldu acaba o yüzden mi bu kadar katlanılmaz ve zor oluyo her şey. Sanki zaman yavaşlıyo günler geçmiyo insanların soruları değişmiyo gibi sürekli tekrarlanıyo günler ilerlemek yerine aynı yerde sayıklıyo gibiyim sanki. Ya çevremdekiler benim ne durumda olduğumu çözemedi ya da ben gösterme konusunda iyi değilim. Galiba ben bu son zamanlarda hiç iyi değilim. Şuan yarı yolda bırakmış bir kızın yazısını görüyo olabilirsiniz ama tüm dünya karşımda olsa da bir ilişki bir kere başlar bir kere biter. Her gün bir kuzenimi arıyo beni ikna etmesi için ona da üzülüyorum kendine eziyet ediyo. Yapma dedim kendine annene ailene yapma ben yokmuşum gibi yaşamalısın artık dedim ama kopamıyo biliyorum çok seviyodu beklemiyodu ama evlenme noktasına geleceğimiz gün falan olsaydı o zaman nasıl olcaktı yemin ederim size her şeyi düşünerek verdim bu kararı. Fikirlerimize ne kadar saygı duyduğumuzu, kavgalarımızda benim neden sürekli ağladığımı, arkadaş ortamındaki tavır ve tutumlarımızı ilişkimizin yönünün ne tarafa gittiğini hepsini düşündüm. Ben şuan kötü kız pozisyonunda olabilirim herkeste böyle düşünebilir sorun değil ama kimse bu hayata başkası için yaşamak için gelmedi ne yapıyosak kendimize öyle değil mi? Ne hissetmem gerek inanın bilmiyorum tek bildiğim boğuluyorum..

Kısa bi geçmiş hikayesi

Babamın işi yüzünden şehir şehir geziyoruz dedim ya ikinci durak Sivas’ın hafik ilçesi 2. sınıfa başladım yarım kaldı Amasya’da ki eğitimimiz mecbur. Neyse başladık 2. sınıfa bi gün öğretmenimiz dedi ki bi atasözü seçin ve bununla alakalı bir hikaye yazın dedi beğendiğim bir arkadaşınıza bu altın rengi simli kalemi vericem dedi. Ben bu kalemi gördüm ama nasıl içimden benim olsun diye deliriyorum diyorum benim olmalı çok istiyorum bilmem ne. Neyse eve gittim bizimkilere anlatıyorum işte ne yapıcam ne seçsem falan diye en sonunda ”damlaya damlaya göl olur” u seçtim. Bir şekilde yazdım hikayeyi heyecanla bekliyorum okula gideyim diye neyse gittim ertesi gün öğretmen defterlerimizi topladı okucam 2 gün sonra açıklarım dedi. Diyorum kendi kendime ben nasıl dayanıcam diye en sonunda o gün geldi hoca kimin kazandığını söylicek dedi Tuğçe seninkini çok beğendim aferin dedi verdi kalemi inanın ne kadar mutlu farklı hissettiğimi bu satırları bile yazarken hissediyorum. Hep aklıma geldikçe bu hikaye diyorum gerçekten de bir şeye inanmak onu başarmanın yarısımı diye galiba inanmanın azda olsa katkısı var en azından özgüven veriyo insana. İnşallah bu devir için özgüvenimiz yeterlidir hepimizin..

 

img-20180913-wa0012

Geçmiş..

screenshot_2018-10-21-18-26-14.pngGeçmiş diyoruz ama gerçekten geçmiş mi yoksa sadece bi dilek mi bu. Şuan hissettiklerimle geçmişi düşünüyorum da çok mu gerekliydi yaptıklarımız ya da yapamadıklarımız. Ben öyle şehirlerde büyümüş biri değilim biraz kasaba havası, biraz ilçe. Babamın işi beni bu ülkede gezmedik il bırakmadı şimdi aklınızda geçiyodur yavv ne güzel işte güzel ülkemin şehirlerini gezip görmüşsün diye teoride öyle düşünülebilir ama işler pratikte pek öyle gitmiyo. Çok insan gördüm, tanıdım, tanıştım. İnsan gerçekten acayip canlılar yetmiyo kimse kimseye her zaman daha fazlası daha çoğunda gözü. Şimdi oturup burada size ahkam keser gibi insanları yargılamıcam zaten herkes farkında sadece görmemezlikten, duymamazlıktan gelmeyi seçiyo. Mecbur. Bende öyleyim. Ana sınıfı zamanlarında her şey gerçekten toz pembeymiş. Öğretmenler, arkadaşlar hatta komşular hakkında bile safsındır ya işte seveyim o saflığı ben. Amasya da okudum ana sınıfını 1. sınıfı çok iyi hatırlıyorum o zamanlardaki sınıf öğretmenimi Hüseyin GÜL çok zor ve okula karşı nefret ettirebilecek bi öğretmendi. Ama öğretirdi bi şekilde o dersleri. Bi keresinde ablamla ben ilçeden okul için Amasya’nın içine servisle gidip geliyoruz. Okul çıkışı servisçi unuttu bizi okulda koca şehir kaldık bir başımıza ablamda benden 1 yaş büyük sadece sonra bi bakkala gitti oradaki abiye dedik telefonu kullanabilir miyiz diye babam bize daha okula başlamadan önce kendi telefon numarasını ezberletmişti onun sayesinde aradık ettik derken servisçi amca geldi aldı bizi öyle eve dönmüştük. Bizim aile klasik Türk ailesidir yani oklavada çok kullanıldı. Bir gün ablamla işte mahallenin çocuklarıyla dışarıda oyun oynucaz akşam neyse indik meydan vardı orada toplaştık klasiktir ya saklambaç oynayalım dedik. O sıralarda da ağaçları falan kesmişler ama toplamamışlar bizde aralarına saklanıyoruz falan sonra annem bağırmaya başladı kızlar çıkın ordan falan diye bizde saklanıyoruz ya yok çıkmıyoruz annem çıldırdı aldı eline oklavayı arıyo bizi ablamla gördük kaç kaç kaç eve hemen neyse biz eve girdik saklanmamız lazım yoksa geliyo sopa neyse ben minik girdim ranzanın altına ablamda banyonun kapısının arkasına bekiyoruz annem gelicek diye. Neyse geldi. Zaten ev 1 oda 1 salon tabi akıllı annem benim hemen ranzanın altına baktı yakaladı beni oklavayla bi vuruyo diyo ablan nerde bende kurtulmak için mecbur söyledim 🙂 gitti kapıya asılıyo ittiriyor falan sen son gücünle kapıya asıl kapı ablamın üstünde kırıldı. Allah’tan kırılmanın etkisiyle daha fazla dövmedi gitti ballı süt yaptı içirdi yatırdı sonra ama şimdi düşünüyorum da ne eğlenmişiz bee. Yani öyle güzeldi ki o günler çok hasretim o geçmişe dönemeye. Biliyorum sizinde buna benzer belki daha komik anılarınız geçmişiniz vardır. Aslında düşününce geçmişsiz gelecek olmuyo bee.

İlk blog gönderisi

Öncelikle herkese merhaba bu alanla alakalı bir fikrim yok açıkçası ama bu son dönemlerde içinde bulunduğum konumdan dolayı bir ihtiyaç oluştu ve denemek istedim. Ben daha çok geçmişte olan olaylar ve bunların hikayeleşmiş halini yazmak ve paylaşmak istiyorum böyle bir ortamda en azından daha iyi hissedip, rahatlayabileceğimi düşünüyorum. İnşallah hedeflerime ulaşırım.